top of page

VERİMLİ ÇALIŞMAYI KOLAYLAŞTIRAN YÖNTEM VE TEKNİKLER



Başarılı bir öğrenen olmanın en temel unsuru verimli bir çalışma planına sahip olmaktır. Eğer çalışmalarınızı/derslerinizi daha kısa zamanda tamamlamak ve aynı zamanı ayırarak daha çok şey öğrenmek/yapmak istiyorsanız bazı yöntemler kullanabilirsiniz.

Plansız ve kontrolsüz bir şekilde çok uzun süreler boyunca ders çalışmaya çalışmaktansa yöntemlerini bilerek verimli çalışmak, aynı süre içerisinde daha fazla konuya çalışabilmenizi ve bitiremediğiniz derslerinizi bitirmenizi sağlayacaktır.

Verimli çalışmak, bu bölümde sıralanan yöntem, teknik ve yaklaşımlarla daha uygulanabilir hale gelecektir. Her birini inceleyerek ve sonrasında uygulayarak bir veya daha fazlasını çalışma biçiminize katabilirsiniz.

6 Şapkalı Düşünme Tekniği

İçinde bulunduğunuz duruma veya çözmeye çalıştığınız soruna farklı bakış açılarıyla bakmanızı sağlayan bir tekniktir. Edward De Bono tarafından bulunan bu teknik, düşünce ve önerilerin belirli bir düzen içinde sunulmasını sağladığından verimli ve yaratıcı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Altı Şapkalı Düşünme Tekniğinin temelinde, düşünceleri altı farklı bakışı simgeleyen farklı renklerdeki şapkaları takarak veya takmış gibi yaparak analiz etmek ve yaratıcılığı geliştirmek vardır. Şapkanın rengine göre konunun bütün boyutları görülür ve ona göre görüş belirtilir.



Gerçek renkli şapkalar kullanılmak istenirse renkli kartonlarla hazırlanabilir. Sonrasında Altı Şapkalı Düşünme Tekniği ile karar verilmek istenen konu belirlenir. Birden fazla kişiyle uygulandığında herkesin o anda aynı şapkayı taktığı düşünülür. Sonrasında şapkalar takılır, (veya takılmış gibi düşünülerek) her şapkanın temsil ettiği görüş (bakış açısı) ile konu hakkında görüş belirtilir. Herkesin görüşleri toplanır. Altı şapkanın görüşü de herkes tarafından ifade edildikten sonra hepsi değerlendirilir ve karar verilir.

Şapkaların temsil ettiği roller (karakterler) şu şekildedir:

Beyaz Şapka: Gerçekçi

Objektif, tarafsız şapkadır. Netliği, tartışmasız olarak kabul edilen bilgileri temsil eder. Konu ile ilgili net bilgiler, araştırmalar, ölçümler ve kanıtlanmış veriler ortaya konur.

Beyaz şapkaya sorulacak sorular:

· Hangi bilgilere sahibiz?

· Hangi bilgiler eksik?

· İhtiyacımız olan bilgiyi nasıl elde ederiz?


Kırmızı Şapka: Duygusal

Duygusal, kişisel şapkadır. Bir şeyden niçin hoşlanıldığı ya da hoşlanılmadığı hakkında hiçbir açıklama yapmadan duyguları ve sezgileri söyleme fırsatı verir.

Kırmızı şapkaya sorulacak soru:

· Söz konusu olay, durum, öneri, sorun vd. hakkında neler hissediyorsun?


Siyah Şapka: Kötümser

Kötümser şapkadır. Olumsuzlukları, riskleri, o kararın alınması durumundaki tehlikeleri temsil eder. Zararlı uygulamaları önler ve tehlikelere dikkat çeker. Riskleri vurgulayarak alınacak kararların neden işe yaramayabileceğini gösterir.

Siyah şapkaya sorulacak soru:

· Bu önerinin, düşüncenin, projenin ne gibi zararları olabilir?


Sarı Şapka: İyimser

İyimser şapkadır. Yararlı yönleri ortaya koyar. Kararın alınması halinde ne gibi avantajlar sağlanacağı ve kararın olası bütün iyi yönleri sıralanır.

Sarı şapkaya sorulacak soru:

· Bu önerinin, düşüncenin, projenin bize sağlayacağı getiriler neler olabilir?


Yeşil Şapka: Yaratıcı

Yenilikçi ve yaratıcı şapkadır. Öneriler ileri sürülür, yeni görüş ve öneriler ortaya konur. Karar konusunda yapılabilecek değişiklikler, yaratıcı ve yeni fikirler, bugüne kadar düşünülmemiş seçenekler ortaya atılır.

Yeşil şapkaya sorulacak soru:

· Bu konuda değişik öneriler neler olabilir, neleri değiştirebiliriz?


Mavi Şapka: Yönetici

Sakin, serinkanlı şapkadır. Durum analizi ve kontrol şapkasıdır. Sonuçları ortaya koyan şapkadır. Mavi şapka düşünce sürecini gözden geçirmek ve karar vermek için kullanılır.

Mavi şapkaya sorulacak sorular:

· Ne?

· Niçin?

· Nasıl?

· Kim?

· Nerede?

· Ne zaman?


Pomodoro Tekniği

Francesco Cirillo tarafından bulunmuş ve ismini İtalyancada domates anlamına gelen pomodora’dan almıştır. Üniversite zamanında ders çalışma konusunda odaklanma sorunu yaşayan Cirillo, bu sorununu mutfakta pişirme süresini kontrol edebilmek amacıyla kullanılan domates şeklindeki alarmlı bir zamanlayıcıyı kullanarak çözmüş ve bunu pomodoro tekniği olarak bizlere kazandırmıştır. Özellikle dikkat toplama ve yoğunlaşma (konsantrasyon) güçlüğü çeken öğrenciler için faydalı bir uygulamadır.

Pomodoro, uzun ve karmaşık işleri kısa süreli parçalara bölerek çalışmaya ve sonrasında kısa aralar vermeye dayanan, konsantrasyonu artıran bir tekniktir. 20-25 dakikalık sürelerde yapılan çalışmayla, kişinin konsantrasyonunun en üst seviyede olması ve zihnin tek bir konuya bütün verimiyle odaklanması amaçlanır. Bu 20-25 dakikalık çalışma sürelerini takip eden kısa molalar kişinin başarısını hızlı bir şekilde ödüllendirmesini sağladığı için motivasyonu artırıcı bir etki yaratmaktadır.

Pomodoro uygulaması için önce yapılacak iş tanımlanmalıdır. Sadece tek bir iş/ödev için pomodoro kullanabileceğiniz gibi günlük çalışma sürenizi de pomodorolara bölerek çalışabilirsiniz. İşleri 25 dakikalık pomodolara/bölümlere ayırmak en iyi uygulama biçimidir. Konsantrasyon düzeyiniz iyiyse bu süreyi 40 dakikaya kadar çıkarabilirsiniz. Uygulamada zorlanırsanız çalışacağınız konuya göre yeniden 20-25 dakikalık düzenlemeye geri dönebilirsiniz. Eğer dikkat probleminiz varsa pomodoroları 10 dakikaya kadar indirebilirsiniz. Her bir pomodoro süresince planladığınız çalışmayı kesintisiz olarak sürdürmeniz önemlidir. Çalışmanız kesintiye uğramamalıdır. Bu sebeple telefonunuzu ve diğer uyarıcı ekranları sessize almayı, kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği kesintisiz bir çalışma ortamı düzenlemeyi unutmayın. Sizi bölebilecek her şeyden uzak durun. Eğer yapılması gereken önemli başka bir işiniz olduğunu fark ettiyseniz ve acilse bunu not ederek bir sonraki pomodoroya yerleştirin ve yaptığınız işi bölmeden sürdürün. Belirlediğiniz bir pomodoroluk süre bitimine kadar başka hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Konuyu ve pomodoro sürenizi belirledikten sonra, pomodorolar sonrasında vereceğiniz arayı planlayın. Her bir pomodoro sonrasında kısa bir ara verilmelidir. Eğer belirlediğiniz pomodoro süresinde işinizi tamamlayamadıysanız, kaldığınız yere bir işaret koyarak mola vermelisiniz. İki pomodoro arasındaki süreyi 5 dakikadan az tutmayın. Bu süre yeniden dikkatinizi toplayabilmeniz için beyninizin dinlenmesini sağlayacaktır. Mola süresince zihninizi yoracak, karmaşık işler yapmayın. Yaptığınız işle, çalıştığınız dersle ilgili bir şey düşünmeyin veya okumayın. Mümkünse oda ya da ev içinde yürüyün, hafif egzersizler yapın, pencereyi açarak veya balkona çıkara temiz hava alın, sizi dinlendirecek şeyler yapın. Her dört pomodorodan sonra daha uzun, 15-30 dakika arası bir mola verin.

Pomodoro uygulaması için her bir pomodoro bitiminde sizi uyaracak alarma sahip herhangi bir saat veya uygulama kullanabilirsiniz. Pomodoro tekniğinden tam anlamıyla verim alabilmek için en az bir hafta süreyle, düzenli olarak uygulama yapmanız gerekecektir. Bir haftalık uygulama sonrası ilerlemenizi bariz şekilde görebileceksiniz.


Cornell (Etkili Not Tutma) Tekniği

Öğrenme sürecinin önemli süreçlerinden birisi de not tutmaktır. Hayatımızın pek çok alanında (derste, konferansta, sunumda, vb.) not tutmamız gerekir. Yeni bilgileri saklamanın ileride hatırlamanın en etkili yolu not tutmak ve daha sonra bu bilgileri tekrarlamaktır. Eğer dinleyerek öğrendiklerimizi tekrar etmezsek dinlediklerimizin %70’ini bir saat içinde, %80’ini bir gün içinde unuturuz.

Not tutmak denildiğinde genellikle akımıza, anlatanın her söylediğini kâğıda aktarmak gelir. Ancak not tutmak bu değildir. Ortalama bir konuşmacı dakikada 125 sözcük kullanarak konuşur. Bunu ne kadar kısaltarak yazmaya çalışsak bile her söyleneni yazmamız olanaksızdır. Her söyleneni not almaya çalışırken anlatılanları da etkin bir şekilde dinleyemeyiz ve uzun, anlaşılmaz bir metin olur. Bu sebeple doğru not almayı öğrenmeli ve hayatımız boyunca uygulamalıyız.

Birçok not tutma tekniği vardır. Cornell tekniği Organize etme ve özetleme açısından etkili bir yapıyı içerir. Cornell Üniversitesi öğrencilerinin okuduğunu ve dinlediğini anlama alanlarında başarılarını artırmak üzere Walter Pauk tarafından geliştirilmiştir. Cornell tekniği, etkili çalışma için notların organize edildiği bir sistemdir.



Cornell tekniği, bir kâğıdın notlar için ayrılan geniş bir sağ sütuna anahtar kelimeler, fikirler ve konu hakkındaki soruların yazıldığı; daha dar bir sol sütuna ve özet kısmını içeren bir geniş bir satıra bölünmesiyle uygulanmaktadır. Kendi not defterinizde, herhangi bir kâğıdın üst kısmında konu, ders veya tarih gibi başlıkları yazabileceğiniz yatay bölüm ayırdıktan sonra, kâğıdın kalan kısmını bu şekilde bölümlere ayırarak Cornell tekniğini uygulayabilirsiniz.

Geniş sağ sütuna dinlediğiniz bilgilerin önemli kısımlarını ve diğer bilgileri yazacaksınız. Not alırken en önemli nokta aktif bir dinleyici olmanız ve anlatıcının vurguladığı noktaları dikkatle takip etmenizdir. Her şeyi yazmaya çalışmayın. Tekrar edilen, vurgulanan, çok örneklenen, altı çizilen yerler anlatılan konunun en önemli noktalarıdır. Onları mutlaka kâğıdınıza not edin. Mümkünse bütün cümle yerine kısaltmalar, semboller ve maddeler kullanın.

Bu ilkelerle anlatılanların notunu aldıktan sonra, sol sütunda yer alan kısma anahtar kelimeler çıkarılır. Dersten sonra mümkün olan en kısa sürede notlarınızın üzerinden geçerek ana fikirleri, temel kavramları ve anahtar kelimeleri soldaki sütuna yazın. Anahtar kelimeler size anlam ifade etmelidir. Cornell tekniğiyle not almaya alıştıkça aldığınız notlardan daha kolay anahtar kelimeler çıkarabileceksiniz.

Sayfanın alt kısmında yer alan yatay özet bölümü ise, konunun sizin cümlelerinizle ifade edilen kısmını oluşturur.

Bütün notlarınızı gözden geçirdikten sonra bu konuyu/dersi bir arkadaşınıza nasıl özetlerdiniz, önce bunu düşünün.

Cornell not tutma tekniğiyle aldığınız notları tekrar çalışırken önce sağ geniş sütuna yazdığınız notları kapatılır ve sol tarafa yazılan anahtar ifadelerden yararlanılarak not alınan önemli bilgiler hatırlanmaya çalışılır. Önemli bilgiler hatırlanıncaya kadar bu işlem sürdürülür.

Klasik not tutmanın bazı dezavantajları vardır. Konunun anahtar kelimeleri net değildir ve hatırlanmaları zordur. Daha geniş zaman alır. Yaratıcılığı harekete geçirmez. Oysa Cornell tekniği, gözden geçirme ve kaydetmek açısından sistematik bir organizasyon sağlar. Ana kavramları ve fikirleri ayırmak için kolay bir formata sahip olan, basit ve etkili bir tekniktir. Zaman ve çaba harcamayı engeller.


SWOT Analizi

Kişisel başarı elde etmek ve bunu kalıcı hale getirmek için herkesin güçlü ve zayıf yönlerinin farkında olup önüne çıkacak fırsatları ve tehditleri değerlendirebilecek bakış açısına sahip olması gerekmektedir. SWOT analizinin amacı; güçlü ve zayıf yönlerin, avantajlı ve dezavantajlı bir bütün halinde görülmesini sağlamaktır. SWOT, S-güçlü yönler (strengths), W-zayıf yönler (weaknesses), O-fırsatlar (opportunities) ve T-tehditler (threats) anlamına gelen kelimelerin baş harflerinden oluşmaktadır. Mevcut duruma göre kişilerin karar almalarını sağlamak adına iç ve dış faktörleri yansıtan bir ayna görevi görmektedir. Güçlü ve zayıf yönler iç faktörleri, fırsatlar ve tehditler ise dış faktörleri ifade eder.

Kişisel SWOT analizi yapmak için bir kâğıdı yatay ve dikey çizgilerle dörde bölerek sol üst bölüme Güçlü Yönler, sağ üst bölüme Zayıf Yönler, sol alt bölüme Fırsatlar, sağ alt bölüme ise Tehditler yazılır. Tüm bu bölümlere ilişkin maddeler yazılırken dürüst ve gerçekçi bir tavır benimsenmeli, gerçekler kâğıda geçirilmelidir.




Güçlü Yönler (1. Bölüm) doldurulurken kendimize şu soruları sorabiliriz:

· Başkalarının sahip olmadığı ne gibi avantajlara sahibim?

· Başkalarına göre daha iyi yaptığım şeyler neler?

· Hangi kişisel kaynaklara erişim sağlayabilirim?

Cevaplar içinde örnek olarak sahip olduğumuz diploma, sertifika ve belgeler, bildiğimiz yabancı diller, mesleki deneyim ve iş ağımız ve diğer tecrübelerimiz yer alabilir.


Zayıf Yönler (2. Bölüm) doldurulurken kendimize şu soruları sorabiliriz:

  • İyi yapamadığımı düşündüğüm ve bu nedenle kaçındığım işler neler?

  • Başkalarına göre zayıf olduğum işler ve yönler neler?

  • Kötü alışkanlıklarım neler?


Cevaplar içinde örnek olarak erken kalkamamak, dağınık olmak, öfke ve stres-kaygı yönetiminde zayıf olmak yer alabilir.


Fırsatlar (3. Bölüm) doldurulurken kendimize şu soruları sorabiliriz:

  • İçinde bulunduğum durumun gelişen ve değişen yönleri neler?

  • Değişimi ve dönüşümü kendim için nasıl avantajlı hale getirebilirim?

  • Diğerlerinin göremediği ve benim doldurabileceğim boşluklar var mı?


Cevaplar içinde örnek olarak değişen çalışma düzeninin/sınav sisteminin avantajlı yönleri, alışkanlıklarıma ve kişiliğime uygun tarafları ve beni ulaştırabilecekleri hedefler yer alabilir.


Tehditler (4. Bölüm) doldurulurken kendimize şu soruları sorabiliriz:

  • Ne gibi engellerle karşılaşıyorum?

  • Mevcut ve potansiyel rakiplerim kimler ve neler yapıyorlar?

  • Gelişim ve değişimler sonucunda yaptıklarım, işim, pozisyonum, çalışmalarım etkisiz hale gelebilir mi?


Cevaplar içinde örnek olarak değişen çalışma düzeninin/sınav sisteminin ortaya çıkardığı olumsuz durumlar, rakiplerim ve alışkanlıkları, ortaya çıkabilecek diğer olumsuz ihtimaller yer alabilir.


Tüm bölümler doldurulduktan sonra SWOT analizine geniş bir açıdan bakıldığında sol tarafta kalan Güçlü Yönler ve Fırsatlar’ın faydalı (pozitif) olanları, sağ tarafta yer alan Zayıf Yönler ve Tehditler’in zararlı olanları (negatif-önlem alınması gereken) ifade ettiği görülür. Üst bölümde yer alanlar iç faktörleri (Güçlü ve Zayıf Yönler), alt bölümde yer alanlar (Fırsatlar ve Tehditler) dış faktörleri ifade eder.


Kişisel başarı elde etmek ve bunu kalıcı hale getirmek için güçlü yönlerinizi ön plana çıkartmalı ve ihtiyacınız olan zayıf yönlerinizi mümkün olduğunca geliştirmelisiniz. Ayrıca hangi dış faktörlerin sizi olumlu veya olumsuz etkileyeceğini her zaman hesaba katmalısınız.



10.000 Saat Kuralı


Dünya çapında hemen her alanda başarılı olmuş kişilere baktığımızda, başarılı oldukları alanda yaklaşık on bin saat çalışma yapmış olduklarını görürüz. Bu ortalama on bin saatlik çalışma olmadıkça uzman diyebileceğimiz seviyeye gelmenin mümkün olmadığı görülmüştür.

Malcolm Gladwell tarafından ortaya atılan 10.000 saat kuralına göre, günde yaklaşık dört saat uygulama/pratik yapıldığında 10 yıla karşılık gelir. Bu yaklaşımın söylediği şey, çok zor bir konuda en az on sene çalışmadan uzmanlık seviyesine gelmiş bir kişi bulamayacağınızdır. Bu kural bir müzik aleti çalmaktan, bir iş makinesi kullanmaya kadar aklınıza gelebilecek her iş kolu ve uygulama, araştırma alanı için geçerlidir. Örneğin, satranç tarihine baktığınızda her uluslararası büyük satranç ustasının bulundukları noktaya 10 sene satranç oynayarak gelebildiklerini görürsünüz. Ya da klasik müzik bestecilerine bakabilirsiniz. Dünyada bestelenmiş en iyi kabul edilen 100 klasik müzik bestesine baktığımızda, her bir şaheserin önce beste yapma konusunda çalışmış besteciler tarafından yaratıldığını göreceksiniz.

10.000 saat kuralına verilebilecek örnek isimlerden biri 20 yaşında Microsoft’u kuran Bill Gates’tir. İnsanlar ona hep bir dahi gözüyle bakmışlardır. Dünyanın bir dönem en zengin ismi olan Gates, dünyanın en önemli şirketlerinden birini 20 yaşında kurabilmişti. Eğer Bill Gates’in yaşamına yakından bakarsanız 1969’da henüz 13 yaşındayken gittiği okula, o zamanın bilgisayarı sayılan teletype makinasının bağışlanmış olduğunu ve Gates’in zamanının önemli bir kısmını burada geçirdiğini görürsünüz. Yani 13 yaşında o zamanın bilgisayarına ulaşım imkânı vardı ve o bunu değerlendirdi. Sonraki yıllarda yine vaktinin önemli bir kısmını, sabah akşam program yazarak geçirdi. Elbette o dönemde bilgisayar sayısı az ve program yazılabilecek bilgisayarlar çok pahalı. Gates’in bir röportajında aktardığına göre, Gates ve Microsoft’u beraber kurduğu arkadaşı Paul Gardner Allen, bulundukları bölge yakınında Washington Üniversitesinde bir bilgisayar olduğunu keşfetmişler. Bilgisayarı kullanmak hafta içi, gece 02.00 ve saat 06.00 saatleri arasında ücretsiz olduğu için Gates akşam saat 10.00’da yatağa girip, saatini 01.30’a kurarak kalkıp, çalışmak ve program yazmak için Washington Üniversitesine gittiğini aktarmıştır.

Deha, dâhilik, zeki olmak gibi kavramlar bazen bizler için, bizde olmadığını düşünme ve söyleme kolaycılığıyla hata ve başarısızlıklarımızın bahanesi haline gelebiliyorlar. Oysa bunlara sahip olduğunu düşündüğümüz kişilerin gösterdikleri azimli çalışmayı ve hazırlık aşamasını görmezden geliyor, sadece ulaştıkları noktaya bakıyoruz.


Feynman Tekniği


Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman tarafından uygulandığı söylenen bu teknik, öğrenmenin en kolay yolunun bir şeyi, başka bir kişiye öğretecekmiş gibi öğrenmek üzerine olduğunu savunmaktadır,

Öğrenmeye çalıştığınız veya anlatacağınız konuyu, konuyla ilgili hiçbir bilgisi olmayan ve daha önce hiç karşılaşmadığınız bir kişiye, hatta bir ilkokul öğrencisine anlatacak ve o kişinin bu konuyu kavramasını sağlayacakmış gibi düşünün ve mümkün olduğunca basit ifadelerle yapacağınızı tasarlayın.

Konu hakkında her şeyi öğrenmeye çalışın ve bunlarla ilgili notlar alın. Daha sonra her şeyiyle öğrendiğiniz ve notlar aldığınız bu konuyu bir çocuğa anlatacak kadar basit bir şekilde nasıl ifade edebileceğinizi düşünün. Çalıştıkça mümkün olan en basit haliyle konuyu anlatabiliyor olduğunuzu fark edeceksiniz. Anlatımınız esnasında eksik kalan, anlaşılmayan noktaları tespit ederek bunları giderecek yeni notlar almanız ve yeni anlatım biçimleri geliştirmeniz, gerekirse anlattıklarınızı tekrar inceleyerek anlatımınızı yeniden daha da basitleştirmeniz gerekebilir.


Zihin (Hafıza) Sarayı


Latincede “Method of Loci” olarak bilinir. Burada “Loci” kelimesi İngilizcede “Location” anlamına gelir. Teknik, Türkçede “Mekan Metodu”, “Bellek Sarayı” ya da “Hafıza Sarayı” olarak da bilinmektedir.

Zihin Sarayı metodunda amaç hatırlanmak istenen bilgiyi sadece işitsel değil, bütün duyularımızı katarak zihnimizde anlamlandırmaktır. İşitme, tatma, koklama, dokunma ve görme duyularının hepsi farkında olunsun ya da olunmasın bilgiyi işlerken kaydedilen, sonrasında bilgiyi hatırlamayı kolaylaştıran birer şifre niteliğindedir.

Bazen bir koku, bir tat veya şarkı unuttuğunuzu zannettiğiniz veya öncesinde hiç hatırlamadığınızı düşündüğünüz bir anıyı size geri getirir. Normalde asla aklınıza gelmeyecek bir anınız, gözünüzün önünde beliriverir. Çünkü burada bilgi, yani anılarınız o anıdaki tüm duyu girdileriyle ve nesnelerle ilişkilendirilmiştir. Böylece gerekli hatırlatıcılar aracılığıyla zihninizden silindiğini sandığınız her şey gerekli uyaranı aldığında anında geri gelebilmektedir.

Zihin Sarayının 5 Aşaması

1. Aşama – Sarayını (Mekânını) Seç

Zihin sarayınız için çok iyi bildiğiniz bir mekânı seçin. Bu mekân önceden bildiğiniz bir kokak, mahalle, ev olabileceği gibi, tamamen zihninizde canlandıracağınız yeni bir mekân da olabilir ancak önemli olan mekânı detaylı şekillendirebilmeniz ve tanıyabilmenizdir. Bu mekânı ne kadar iyi tanırsanız ve görselleştirme yoluyla bu mekânın içinde rahat gezeceğinize ne kadar eminseniz, bu tekniğin etkisi o kadar fazla olacaktır.

Seçtiğiniz mekânın sadece durağan bir görüntüsünü değil, farklı açılardan ve perspektiflerden görünümünü, mekânı çeşitli rotalarda gezdiğinizde nelerle karşılaştığınızı gözünüzün önüne getirebiliyor olmanız gerek.

2- Sarayınızı Tasarlayın

Saray içerisinde dolaşacağınız rotanızı belirleyin ve hep aynı yolu takip edin. Şimdi seçtiğiniz mekânın belirleyici özelliklerini tasarlayın.Sırasıyla neler gördüğünüzü inceleyin. İlk odadan itibaren neler var? Mekanı soldan sağa tarayın, sırasıyla objeleri gözden geçirin. Dikkatinizi çeken bir şey var mı? Oturma odasındaki orta sehpa ya da duvardaki güzel bir tablo olabilir. Bu işlem süresince zihinsel notlar tutun. Bunlar daha sonra bilgi parçalarını depo etme konusunda size yardımcı olacak olan “hafıza odacıklarıdır”.

3- Sarayınızı Zihninize Yerleştirin

Mekânı olabildiğince her detayıyla zihninize yerleştirmeye çalışın. Odaları, varsa koridorları ve merdivenleri, belirlediğiniz rotada,nesneleri sırasıyla sesli şekilde tekrarlayarak gezmek ve önemli nesneleri kâğıda yazmak kolaylaştırıcı olabilir.

4- Sarayınızı Sürekli Gezerek İlişkilendirin

Sarayınızı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Hafıza Sarayı tekniği görsel ilişkilendirme yoluyla kullanılır. Süreç son derece basit: Mekândaki bir imajı ele alın. Bu sizin “hafıza anahtarınız” olacak. Bu imajı, hafızanıza almak istediğiniz şeyle ilişkilendirin. Her “hafıza anahtarı” sarayımızın ayırt edici bir özelliğidir.

Sarayınız olan mekânı gerçek hayatta eşi benzeri olmayacak denli özgün ve özel kılmaya çalışın. Aklınızda kalacak şekliyle renklendirip büyütüp küçülterek nesnelerle ilişkilendirdiğiniz kavramları daha kolay akılda tutabileceksiniz.

Örneğin, elinizde hatırlamak istediğiniz bir kişi listesi var diyelim. Bunları sarayınızın herhangi bir odasındaki nesnelerle ilişkilendirebilir veya bir odanızda yer alan kitaplığın bir rafını seçerek isimleri kitap şeklinde rafa yerleştirebilirsiniz. Belli bir sırada hatırlanması gereken bilgiler için bir hatırlama sırası belirlenmelidir.

İlişkilendirme esnasında odanın, o bölümün veya nesnenin rengini, kokusunu, mekânın ışık miktarını, nesnelerin yüzeyini, dokusunu ve aklınıza gelebilecek benzeri ayrıntıları da işin içine katmayı unutmayın.

5- Sarayını Ziyaret Et

Bu aşamada tekniğe alışmak için zihin sarayınızda baştan sona bir gezi yapacaksınız. Sarayınız içinde ne kadar çok gezintiye çıkarsanız bir süre sonra bilgileri daha hızla hatırlamaya başlarsınız.

Sarayınızdaki objeleri sırasıyla gözünüzün önüne getirdiğinizde hatırlamak istediğiniz ve bu objelerle ilişkilendirdiğiniz bilgiler de aynı sırayla aklınıza gelecektir.

Sarayınız zihninizde iyice şekillendikten sonra alternatif rotalar oluşturabilirsiniz. Örneğin son objeye geldiğinizde geri dönerek ve bu sefer de hatırlamak istediklerinizi sondan başa saymaya çalışarak ilerleyebilirsiniz.

Zihin sarayınıza ihtiyaç halinde yeni odalar ve bölümler ekleyebileceğiniz gibi büyük bir arazi içinde farklı saraylar da inşa edebilirsiniz. Her şey size kalmış.


Kavram Haritası

Kavram haritaları, kavramlar arasındaki ilişkileri gösteren grafiksel araçlar (diyagramlardır). Kavram haritası daha geniş bir kavram başlığı altındaki alt başlıkların (kavramların) birbirleriyle ilişkilerini gösteren bir şema olarak da düşünülebilir. Kavram haritaları, bilginin zihinde somut biçimde, görsel olarak düzenlenmesini sağlar.

Kavram haritası, size not alırken ve öğrenirken etkili bir öğrenme imkânı sunar. Konunun ana temasını, bu temanın alt başlıklarını ve konular arasındaki bağıntıları görselleştirme yoluyla daha kolay öğrenmenize imkân sağlar.

Birbiriyle bağlantılı olan kelimeleri ve açıklamaları şablon halinde birbiriyle bağlarını göstererek düzenlenir. Kavram haritası oluşturmak için genellikle A3 boyutunda kâğıtlar kullanılır. Son zamanlarda kavram haritası oluşturabileceğiniz çevrimiçi uygulamaların da sayısı artmıştır.



Kavram haritası oluşturmak için öncelikle kullanacağımız ilk terimi (ana – şemsiye kavramı) sayfanın tam ortasına veya orta üst kısmına olmak şartıyla yazarız. Diğer bilgileri kenarlara veya aşağıya doğru yazmaya devam ederiz. Çalışacağınız konunun ana temasını yansıtacak bir resim de koyabilirsiniz. Temel kavramı, alt erimlerle çizgiler yoluyla bağlarız. Alt başlığın da altında başka başlıklar varsa aynı ilk aşamada uyguladığımız gibi bu başlıktan diğerine doğru bir çizgi ya da ok götürmeliyiz. Aşamalar bu şekilde devam eder ve sonunda bir ağacın dallarına benzeyen şekil ortaya çıkar.






Kavramların anlaşılması ve zihne girmesi için ön bilgilerin yeterli olması ve etkin olarak kavramları ve o kavramlar arasındaki ilişkileri düşünmek gereklidir. Diyagramlar, çizimler, fotoğraf, video gibi araçlar günümüzde kavram haritaları oluşturmak için kullanılabilecek araçlardır.


Kanban Tekniği

Kanban tahta, tabela anlamına gelen ve yapılacak işleri daha kolay kontrol ederek zaman yönetimini kolaylaştırmayı sağlayan bir tekniktir. İşlerin yazılı hale getirilerek görülmesi ve unutulmasının önüne geçilmesini amaçlar. “Yapacağım, Yapıyorum, Yaptım” şeklinde bir kâğıt veya pano üzerinde ayrılacak üç bölümden oluşur.




Yapacağım bölümünde, tüm yapacaklarınızı bu başlığın altında topluyoruz. Renkli yapışkan kâğıtlara yazıp yapıştırmanız süreci daha zevkli hale getirebilir.

Yapıyorum bölümünde, Yapacağım başlığı altındaki işleri (yapışkanları) yapmaya başladığınız andan itibaren bu başlık altına taşırsanız size motivasyon olacak ve kafanızdaki büyüttüğünüz birçok işi azaltmak için gayret edeceksiniz. Bu başlıktaki işleri 2-3 taneden fazla olması tavsiye edilmiyor. İş fazlalığı caydırıcı ve kaygı verici olabiliyor.

Yaptım bölümünde, bitirdiğiniz işler yer almalı. Bu bölüme taşıyacağınız tamamlanan işleri görmeniz size bazı şeyleri başarabildiğiniz mesajını vererek kalan işleri yapmanız konusunda destek sağlayacaktır. Beynimiz yapılan işlerin bittiğini gördüğünde “serotonin” salgılayarak mutlu hissetmemizi sağlar.


80/20 Kuralı (Pareto İlkesi)

80–20 kuralı, bir sistem üzerindeki etkilerin %80’inin, etkenlerin %20’sinden kaynaklandığını söyler. İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto tarafından 1906 yılında, ülkesindeki gelir dağılımının eşitsizliğini göstermek amacıyla oluşturulmuş bir matematiksel formüle dayanır.

Pareto ilkesi hayatın birçok alanında gözlenebilmektedir. Örneğin, bir şirkette yapılan işin yüzde 80’i, çalışanların yüzde 20’sinin ürünüdür. Elbiselerimizin yüzde 20’sini, zamanımızın yüzde 80’inde giyeriz. Zamanımızın yüzde 80’ini arkadaşlarımızın yüzde 20’si ile geçiririz. Seçimlere katılan partilerin yüzde 20’si oyların yüzde 84’ünü alır. Suçların yüzde 80’i suçluların yüzde 20’si tarafından işlenir.

Başarılı insanların zamanlarının yüzde 80’ini, yaptıkları toplam işlerin sadece yüzde 20’sine harcadığı görülmüştür. Yani kendisine bir ya da iki alan seçip oraya yoğunlaşıyor. Örneğin, bir keman virtüözü zamanının yüzde 80’ini kemana ayırıyor (aynı zamanda 10.000 saat kuralını hatırlatıyor). Bu açıdan bakınca her şeyi yapmaya çalışmanın da büyük bir hata olduğunu yeniden görmekteyiz.

Eğer sonuçların yüzde 80’i sebeplerin yüzde 20’sinden kaynaklanıyorsa değiştirmek istediğiniz çalışma alanınızda veya ulaşmak istediğiniz uzmanlık alanı veya hedefinizde yüzde 20’yi bularak istediğiniz sonuçlara ulaşmanız mümkün hale gelebilecektir.

Pareto, bu oranı 80/20 olarak belirlemiş fakat bu oran her zaman böyle olmak zorunda değil. 90/10, 70/30, 60/40 gibi oranlar da meydana çıkabilir. Önemli olan nokta, bu iki değer arasındaki dengesizliğin farkına vararak ortaya çıkarmak istediğimiz sonuçların sebeplerini bulma konusunda kazanacağımız bakış açısıdır. Örneğin, gün içinde yapacağınız önemli işlerin %80’i, yapılacak listenizin %20’lik kısmıdır. Bu noktada doğru soru, konu ne olursa olsun %80’e sebep olan o %20’nin ne olduğunu ortaya çıkarmaktır?


Özgün Ergin

Uzman Psikolog

12 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page